Necip Fazıl Kısakürek’ten Güzel Sözler

Kapıları yıkarcasına tekmeleyeceğim,

limandaki bütün vapurların ve şehirdeki
bütün fabrika bacalarının canavar düdüklerini öttüreceğim, trafiği
durduracağım, insanları oldukları yerde mıhlayacağım ve gök tavanını
yıkan bir sesle haykıracağım geliyor:– İnsanlar! Allah var! O’nu
düşünmekten başka her işe paydos!…Bana “deli” mi diyecekler?

Canım kurban, aklın son durağı olan böyle deliliğe!..

  • Tomurcuk derdinde olmayan ağaç odundur.
  • Zaman insanları değil, armutları olgunlaştırır
  • Her ağızdan, her telde faillik mırıltısı, sonunda tek bir şarkı, tabutun
    gıcırtısı.
  • Hep nefs çıkar karşıma, ölüp ölüp dirilsem: İnsandan kaçmak kolay;
    kendimden kaçabilsem…
  • Tohum ek, vermezse toprak utansın.
  • Ne varsa çöplüğe at, belli başlı zamanlık,
    Ölümü öldürmekte olanca kahramanlık.
  • Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek.
    Siz hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?…
  • Bu kapıdan kol ve kanat kırılmadan geçilmez.
    Eşten, dosttan, sevgiliden ayrılmadan geçilmez…
  • Anladım işi, sanat Allah’ı aramakmış
    Marife bu geri yalnız çelik-çomakmış.
  • Öyle bir devimki ben hakikatte pireyim
    Bir delik gösterinde utancımdan gireyim.
  • Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın
    Gündüz geceye muhtaç bana da sen lazımsın.
  • Devler gibi eserler bırakmak için,karıncalar gibi çalışmak lazım.
  • Hep nefs çıkar karşıma,ölüp ölüp dirilsem:İnsandan kaçmak kolay,kendimden kaçabilsem.
  • Tel tel ve iplik iplik dikseler de ağzımı;
    Tek ses duysalar; Allah… Yoklayanlar nabzımı
  • Aşk korkuya peçedir, korku da aşka perde,
    Allah’tan nasıl korkmaz, insan Onu sever de…
  • Seni aramam için beni uzağa attın!
    Alemi benim, beni kendin için yarattın!
  • Sabrın sonu selâmet,
    Sabır hayra alâmet.
    Belâ sana kahretsin;
    Sen belâya selâm et!
  • Su geceni durdursam, çekip de eteğinden;
    Soruversem: Haberin var mi öleceğinden?
  • Ne hasta bekler sabahı
    ne taze ölüyü mezar
    ne de şeytan bir günahı
    seni beklediğim kadar.
  • göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten,
    affet senden habersiz aldığım her nefesten…
  • Düşünüyorum: O’ndan evvel zaman var mıydı?
    Hakikatler, boşluğa bakan aynalar mıydı?
  • Göğe çıkanlar vardı zikirden kanatlarla
    Şimdi de çıkanlar var betonarme katlarla…
  • Bu dünya bir kuyu havasız çömlek
    Daralıyorum!
    Kelime manayı boğan bir gömlek
    Paralıyorum!
    ALLAH ismi varken lügat ne demek
    Karalıyorum!
    Kapımı,buyursun diye o melek
    Aralıyorum! !
  • Camiler serbest ama bütün yolları yasak;
    Onlar meydana hakim,bizse camide tutsak…
  • Görmemek için bakan,mavi,siyah,ela,göz!
    Köre görünse şaşmam sana görünmeyen öz!
  • Gaiblerde bir ses geldi: Bu adam,
    Gezdirsin boşluğu ense kökünde!
    Ve uçtu tepemden birdenbire dam;
    Gök devrildi, künde üstüne künde…
  • Şu gaflet yüklü insana bak: Kendinden varlık cakasında.
    Ve aşksız yobaz… İşi gücü, namazla cennet takasında.
    Tam dört asırdır Müslümanlık, Cansız etiket markasında…
  • Zor, onu beyni kanayan soylu kafalara sor,
    Ölüm zorların zoru, yaşamak ondan da zor….
  • ıçak soksan gölgeme, sıcacık kanım damlar.
    Gir de bir bak ülkeme, başsız başsız adamlar.
    Ağlayın su yükselsin! Belki kurtulur gemi,
    Anne, seccaden gelsin: bize dua et emi!!!
  • Ölenler yeniden doğarmış; gerçek!
    Tabut değildir bu, bir tahta kundak.
    Bu ağır hediye kime gidecek,
    Çakılır çakılmaz üstüne kapak?
  • Onu beyni kanayan soylu kafalara sor
    Ölüm zorların zoruu yaşamak ondan da zor
  • Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik…
    “Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!” şuurunda bir gençlik…
    Devlet ve milletinin 7 asırlık hayatında dört devre…
    Birincisi iki buçuk asır… Aşk, vecd, fetih ve hakimiyet…
    İkincisi üç asır… Kaba softa ve ham yobaz elinde sefalet ve hezimet…
    Üçüncüsü bir asır… Allahın, Kur’an’ında “belhümadal – hayvandan aşağı” dediği cüce taklitçilere ve batı dünyasına esaret… Ya dördüncüsü ?…
    Son yarım asır!.. İşgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, madde plânında kurtarıldıktan sonra ruh plânında ebedi helake mahkumiyet…
    İşte tarihinde böyle dört devre bulunduğunu gören… Bunları, yükseltici aşk, süründürücü satıhçılık, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi…
    Beşinci devrenin kapısı önünde nur infilakı yeni bir şafak fışkırışını gözleyen bir gençlik…
    Gökleri çökertecek ve son moda kurbağa diliyle bütün “dikey”leri “yatay” hale getirecek bir çığlık kopararak “mukaddes emaneti ne yaptınız?” diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik…
    Dininin, dilinin beyninin, ilminin, ırzının,evinin, kininin, kalbinin dâvacısı bir gençlik…
    Halka değil, Hakka inanan, meclisinin duvarında “Hakimiyet Hakkındır” düsturuna hasret çeken, gerçek adâleti bu inanışta bulan ve halis hürriyeti Hakka kölelikte bilen bir gençlik…
    Emekçiye “Benim sana acıdığım ve seni koruduğum kadar sen kendine acıyamaz, kendini koruyamazsın.! Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başı boş bırakılamazsın!” diyecek…
    Kapitaliste ise “Allah buyruğunu ve Resul emrini kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın!” ihtarını edecek…Kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin, aşkına,vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrâkine sahip bir gençlik…
    Bir buçuk asırdır türlü buhranlar içinde yanıp kavrulan ve bunca keşfine rağmen başını yarasalar gibi taştan taşa çalarak kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığı, Türk’ün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını, her sistem ve mezhebe ortada ne kadar illet varsa devasının ve ne kadar cennet hayâli varsa hakikatinin,İslâmda olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna, İslâm âlemine ve bütüıı insanlığa model teşkil edecek bir gençlik…
    “Kim var?” diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan fert fert “ben varım!” cevabını verici, her ferdi “benim olmadığım yerde kimse yoktur!” fikrini besleyici bir dâva ahlakına kaynak bir gençlik…
    Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi cana minnetsayacak kadar gözü kara ve o nispette usule, stratejiye uygun bir gençlik…
    Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle zifiri karanlıkta, ak sütün içindeki ak kılı farkedecek kadar gözü keskin; ve gerçek kahramanlık mâdeniyle sahtesini ayırdetmekte kuyumcu ustası bir gençlik…
    Bugün komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, demagog politikacısı,çıkartma kâğıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı, takma diş fabrikası, fuhuş albümü gazetesi,mümin zindanı mâbedi, temeli yıkık ailesi, hasılı kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldağı zehirli tesiri üzerinden atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, destanlık bir meydan savaşı içinde ve bu savaşı mutlaka kazanmakla vazifeli bir gençlik…
    Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa, gelmiş ve geçmiş bütün eski mümin nesillerden hiçbirini beğenmeyecek, onlara “siz güneşi ceplerinizde kaybetmiş marka müslümanlarısınız !Gerçek müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başımıza gelmezdi!” diyecek ve gerçek müslümanlığın “nasıl” ını ve “ne idüğü” nü her haliyle gösterecek bir gençlik…
    Tek cümleyle, Allahın, kâinatı yüzü suyu ,hürmetine yarattığı Sevgilisinin fezâyı bütün yıldızlariyle manto gibi saran mukaddes eteğine tutunacak, ve O’ndan başka hiçbir tutamak,dayanak, sığınak tanımayacak ve O’nun düşman larını ancak kubur farelerine lâyık bir muameleye tâbi tutacak bir gençlik…
    İşte bu gençliği, bu gençliğin ilk filizlerini karşımda görüyorum.Şekillenmesi,billurlaşması için 30 küsur yıldır, devrimbazlık kodamanların viski çektiği kamış borularla kalemime ciğerîmden kan çekerek yırtındığım, paralandığım ve zindanlarda süründüğüm bu gençlik karşısında, uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür Allaha hamd etme makamındayım. Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim şudur: Tabutumu öz ellerinle musalla taşına koyarken, Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da gediğine koymayı unutma ve bunu tek vasiyetim bil!
    Allahın selâmı üzerine oIsun…
    Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!
    Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es!..
  • Üstüme söverek gel, bayılırım; fakat sövmen bir fikir öfkesine, bir düşünce sinirine bağlı olsun…
    Böyle gelebiliyor musun?
    Sen, yalnız kendine oyuncak edindiğin mukavva Dünya içinde sahte gerçekler imal edip bunları insanlara yutturmaktan anlıyorsun!
    Güvenle gel, biterim; öyle ki, hiçbir desteğin olmasa da güvenindeki heybet bana yeter?
    Böyle gelebiliyor musun?
    Sen yalnız, arslanın iki ayağı arasına sığınıp, faaliyetine engel gördüğü kediyi rapor eden sıçana benziyorsun!
    Fikrin yok, hakikatin yok, bilgin yok, ihlâsın yok, güvenin yok; ve düşün, bunlardan tek tek pay almış olarak ne çapta ahlâkın yok! ..
    Böyle olunca, işte böyle perişan olur; ve kalemini vücudunda en uygun kılıfa sokup, suspus, oturursun!
    Darısı Bâbıâli yokuşundan inip çıkarken bâb-ı âdi kulübesi sakinlerine mahsus bir eda takınanlara…
  • Elimden doğruca, güzelce, iyice bir yazımı çıkıyor? İğreniyorum!
    Hala bu memlekette doğru, güzel ve iyi olanı savunma gafletimden,
    Bu gafletin boşluğunu anlayamamak enayiliğinden İğreniyorum!Olanlar ortadayken hep bu günü yarına erteleyici ve gelmeyecek ,
    bir istikbale ısmarlayıcı cek ve cak edatlarından İğreniyorum!Dudaklarla kalpler arasındaki mesafeden,
    her akşam yorganı başına çeker ekmez uyuyan nefs muhasebesi yoksunu eyyamgüdar politikacıdan,
    tecrit kampı ve iman zindanı haline getirdikleri camilere hissizce girip çıkan marka müslümanlarından İğreniyorum!
    Gördüğü şeyi nasıl görebildiğini izahtan acizken gözüyle görmediği için Allah ‘ı inkar eden maddeciden İğreniyorum!

    Posayı cevher sanan kabuk milliyetçisinden,
    Çile çekmeden olmaya bakan ezberci medeniyetçiden,
    hayat ağacını devirmeyi ve nurlu meyvelerini ateşe atmayı inkılap sayan devrimbazdan
    ve bunlara inananlardan, kapılanlardan İğreniyorum!

    Hasılı, dil adına dilden, ev adına evden, vatan adına vatandan ve köy ,köylü, şehir, şehirli, gazete, dergi,
    kitap, mektep, talebe, muallim, polis, memur, kanun, nizam, kadın, erkek, dost, ahbap ne varsa bunların
    gerçekleri adına hepsinden İğreniyorum!!!

    Dahası varmı???

    Ağlayamayan, anlayamayan, içini kanatamayan, yumruğunu sıkamayan insandan, Allah’ın Kur-an da
    ”belhüm adal” (Hayvandan Aşağı) diye andığı iki ayaklılardan İğreniyorum!!!!!!!!!!!!!!!!!!

  • Veren de “O” alan da ”O ” ,
    Nedir senden gidecek?
    Telaşını gören de, “CAN” senin zannedecek…!
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.